Ne retroydu arkadaş, doğuma kalmış 1,5 ay, çocuğun odasının duvar kağıdını, süt sağma makinesi(evet ben bir inek adayıyım) seçerim falan derken. Ellere eldiven geçirilir, Pofu’nun pansumanı yapılır, kanda lökosit seviyesi kontrol edilir, binbir rica arkadaşlara ya şunu iki dakika veterinere götürüp getirelim kurban olam’lar. Ne taşıyabilirsin, ne oturup kalkabilirsin, ne koca göbekle eğilebilirsin.

Boynunda kocaman bir şişlik, nefes alamıyor yavrucak, yine kanserden ödem oldu diyorum, geçen seneden beri bu 3. çünkü. Bu sefer fena ama 7 Temmuz’dan beri çektiğimi bir ben bir de kocam bilir. Uyku uyumadan geçti bir 3 gece falan, gündüz veterinerdeyken uyuyup akşama mesaiye hazırlanıyordum, çünkü biliyorum gece o da ben de uyumayacağım. Önce sıcak dedik, vücudunda buzlar gezdirip, burnunu temizliyorum. Su içemiyor. Serdar’ı uyandırıyorum gel bu hayvana su içirelim, sonra ertesi gün asla hatırlamayacağı cümleler ediyor. Çare yok,  babyshowerda gelen hediyelerden razı olsun, biberonla su içiriyorum.

Yok anacım şişti de şişti. İnsanlar çok akıllı ve biz sadist olduğumuz için “Siz artık vedalaşın bu hayvanla” yorumlarını es geçtik. Ya biz bilmiyor muyuz hayvana acı çektirmeden onu uyutmayı. Ama ben Pofu’nun benzer bir uykusuz gecenin arkasından evden kaçtığını da bilirim. Düşünsenize patrondan bir “Köpeğim ölecek” diye izin alıyorum, artık mezar arıyoruz çünkü, bir “Köpeğim evden kaçtı.” diye. Şizofren diyecek artık.  Yani eminim bunu da atlatacağız. Bir yandan da içim rahat değil tabii. O nefes almadıkça ben de alamıyorum sanki.

En güzel yorumlardan biri de çünkü ben düşünemiyorum yine: “Karnındaki çocuğu düşünmen lazım!”, ya aksine bir ağla da rahatla demeniz lazım, ağlamayacağım, üzülerek bebeğime zarar veremem. İçim şişti yeminle. Sonra bir 10 dk bi ağlamışım. Bir rahatlama. Dedim tamam acı çekmesin artık ötenazi yapalım. Veteriner yüzüme bakıyor, bakın bu sadece bir enfeksiyon, arı sokması ve hatta besin zehirlenmesi olabilir. Ne yedi hatırlıyor musunuz? Cem Yılmaz gibi attı golü çekildi köşesine.

Ulan bu hayvan ne yedi? Ne acı biliyor musunuz; bir anne adayı için çocuğun ne yediğini bilmemek… Ya diyorum bazen üst kattan kemik falan atıyorlar ulan acaba?? O pis komşu zehirledi falan(çünkü en kolayı birilerini suçlamak) sonra evdeki çekimlerin birinde kullandığımız deniz yıldızını gözümüzün önünde katur kutur yemesi geliyor aklıma. Hah tamam kesin deniz yıldızı sokması. Google’a Deniz yıldızı zehirli mi? Enter. Yok o da diil.

Birkaç günüm veterineri sorgulamak ile geçti(yukarıda da demiştim en kolayı başkalarını suçlamak) sonra solunum yollarını tıkayan o şişlik daha da şişti ve bir patladı. Ortalık kan revan.

Hayvan rahatladı, ama biz bir 20 gün falan evde pansuman yapacaktık. Elde steril eldiven, bebek bezi(yine babyshower ganimetleri) boynuna sar, hatta boynunu açmasın diye puşi yaptık, devrimci arkadaşım gibi dolaştı kaç gün.

Ya diyorum bu ödem tekrarlarsa napıcaz, veteriner diyor iyice delirdi, bakın Çağla Hanım, bu diyor ödem değil bir enfeksiyon.

Neyse annemler geldi, sağolsunlar, yere bile eğilemiyorum karnımdan çünkü. Onlar da diyor, bu hayvan mağdur artık tamam uyutun.

Diyorum bir izin verin, retro falan. Bir başladım evin kötü enerjisini atmaya, bir tılsımlar, bir enerjici teyzecilik ki sormayın, sirkeyle yer silmeler, tütsüler mantralar, kilisede mumlar mı yakılmadı, her gün dolunay ışığında bekletilen ametist taşları, kaya tuzları ile leğende bekletilen ayaklar(ki o ayakları Bodrum’da çocuk doğmadan son bir denize sokacaktık) Her dinden, her dilden dualar…

Bir yandan oğluma kontrole gidiyorum, her  şekilde anneliğimi sorgulayacağım ya, bu sefer tutturdum bir şeker yüklemesi yapılmadı yalnız bana. Uyduruk iki blog yazısı, 3 forumdan sonra diyorum kesin bir problem var, doktor unuttu falan. Takıntılar tavan. Pofu’ya iyi bakamadığım gibi bebeğe de iyi bakmıyordum. Aynaya bakıyorum, oldun 100 kilo, yedin yedin börekleri, donutları falan. Ulan sırf sigarayı bıraktı diye 10 kilo alıyor insanlar…Yok “Vurun Kahpeye” Kimseye laf etmek yok, insan önce kendini sevmeli, yedim abi, misler gibi yedim, Gremlinler gibi doktor diyor ki saat 08:00’den sonra beslemek yok. Ben ne yaptım yedim. Neyse konudan sapmayalım, çocuk gayet sağlıklı.

Bir büyük Çin delisinin de söylediği gibi zaten, o çocuk bir şekilde doğacak. Belki Sezaryenle doğacak, belki de havuzda yüzerken dubaların oraya bir yere pörtleyiverecek. En sevdiğim ikinci atasözü de bunu destekliyor, millet tarlada doğuruyor. Öyle rahat geliyor ki kulağa 7/24 sana koşturacak, full donanımlı bir hastane odasında doğurmaktansa 2019 yılında tarlada doğurmak istiyorum.

Neyse Pofu’m iyileşiyor, annesi deli deli takıntılarla boğuşuyor, ve bir gün evde yine temizlik varken bir Akrep buluyoruz yerde. O ana kadar evdeki temizliğe yardımcı olan kadına gösterdiğim frankofon maskemi bir köşeye koyuyor, Adana conosuna dönüşüyorum. Okkalı bir küfürden sonra, raidle kovalayıp, hayvanı 17 vuruş darbesiyle ancak öldürdükten sonra (Ne ilginç değil mi, bir hayvanı yaşatmak için yıllarını harca, bankadaki tüm hesabını boşalt? Diğer hayvanı öldürme kararını 2 snde direkt ver) aklıma Pofu geliyor ve börtü böceğe düşkünlüğü. Akrepler (sonradan öğreniyorum özellikle İstanbul bölgesi) zehirsiz ancak mevzu bahis kanser hastası bir hayvan, veterinerin başta dediği gibi arı soksa bu hale gelebilecek bir hayvan. Ve taşlar yerine otuyor, Pofu’yla akrebin muhteşem kavgası gözümün önünde. Hayvan kendini korumak için Pofu’ya geçiriyor geçirebildiği kadar darbelerini. Bizimki az değil kesin ısırmaya yemeye çalıştı.

Neyse yine de Pofu’nun yaşama tutunması, direnci inanılmaz, bir doktor tanıdık, ya siz bu hayvanın kanser olduğuna, kemoterapi gördüğüne emin misiniz diyor, atlatamazdı çünkü böyle bir enfeksiyonu normalde.

Yani böyle, bir yanda karnında bebesi, elinde şırıngası evde deli deli koşturan, bir yandan danışmanlık toplantısına gidip kıvıra kıvıra sunum yapan, bir yandan çizim ödevini yetiştiren(ki bence insanların kötü ruh hallerinden çıkmasına en çok sanat yardımcı oluyor) o benim.

Kısaca, bu lanet gelsin süreçte tüm ısrarlara rağmen;

1- Pofu’yu öldürmedim.

2- Şeker yüklemesi yaptırmadım.

Allah bir retrodan daha alnımızın akıyla çıkmasını nasip eyledi inşallah, daha 3 gün mü ne varmış ama hiç çekilmiyor valla, her an erken çıkabilirim.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir